Google
BLOĞUMU EKLEMEK İSTERSENİZ...
TATİLBELDELERİMİZ
-

ALANYA

11/7/2009

Alanya Kuzeyinde Toros Dağları Güneyinde Akdeniz’in bulunduğu
küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Antik çağda Pamfilya ve
Klikya arasındaki çizgide yer aldığı için bazen Pamfilya bazen de
Klikya olarak anılmıştır.

Alanya'nın ilk iskanı ile ilgili kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Prof Dr Kılınç
KÖKTEN ‘in 1957 yılında Kent merkezine 12 Km uzaklıkta yer alan
Kadıini Mağarasında yaptığı araştırmalar, bölge tarihinin Üst Paleolitik
(M.Ö.20,000,-17,000,) dönemine kadar uzandığını göstermektedir.

Alanya’nın ilk kez ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu henüz
bilinmemektedir. Kentin bilinen en eski adı Korakesium dur. Bizans
döneminde ise Kalanoros ismi verilmiştir. 13, YY da Anadolu Selçuklu
Hükümdarlarından 1, Allaaddin Keykubat’ın (1200-1237) kaleyi alması
ile şehrin ismini Alaiye olarak değiştirmiştir. 1935 yılında Kenti ziyaret
eden Atatürk ise Alanya adını vermiştir. (Korekesium’dan İlk kez
bahseden M.Ö.4, Yüzyıl antik coğrafyacılarından Scylax’dır Bu dönemde
bölge Anadolu’nun önemli bir bölümünü istila eden Perslerin egemenliği
altındadır. Daha sonra ünlü antik çağ yazarı Strabon, Piri Reis, Seyyep,
İbn-i Batuta ve Evliya çelebi bölgeyi gezen seyyahlar olup
eserlerinde kentten bahsetmektedirler.

Bölgenin ilk çağları ve Bizans dönemi hakkında fazla bilgimiz yoktur.
M.S.7.yüzyılda arap akınları sırasında kent savunması daha da önem
kazanmış,akınlara karşı korunmak amacıyla kale yapımlarına öncelik
verilmiştir.Bu nedenle Alanya ve çevresindeki pek çok kale ve kilise
M.S.6 ve 7.yüzyıla tarihlenmektedir.

Anadolu Selçuklu hükümdarlarından 1. Alaaddin Keykubad, Alanya
kalesinde hüküm süren ve hristiyan sülalelerinden olan Kyr Vart’ ı
1221 yılında yenilgiye uğratarak Kaleyi ele geçirmiştir. Hükümdar
kendi adına burada bir saray yaptırmıştır.Selçuklu’lar başkent
Konya’nın yanısıra Alanya’yı ikinci bir başkent ve kışlık merkez
olarak kullanarak imar faaliyetlerinde bulunmuşlardır.

1243’deki Moğol saldırıları 1277’de Mısır Memlüklerinin Anadolu’ya
girmeleri Selçukluları yıpratmış, 1300 yılında Selçuklu Devleti
parçalanmış ve bölge Karamanoğulları tarafından beşbin altın
karşılığında Memlük Sultanına satılmış daha sonra 1471 yılında
Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlı Devleti sınırları içerisine alınmıştır.

Alanya, Tarsus ile birlikte 1571 yılında Kıbrıs eyaletine bağlanmış,1864
yılında ise,Konya vilayetinin sancağı olmuştur. 1868 yılında Antalya’ya
bağlanmış, 1871 yılında bu ilin ilçesi olmuştur

AKÇAY

15/9/2008



Akçay, Edremit ilçe merkezine 8 kilometre uzaklıkta ve Edremit Körfezi’nin tam merkezinde bulunmaktadır. Akçay ismi Kazdağları’ndan gelen Kızılkeçili Çayı’nın Kızılkeçili köyünü geçtikten sonra aldığı isimdir. Akçay Deresi denize döküldüğü yere adını vermiştir. Ayrıca bu derenin Kazdağları’nda beyaz renkli mermer parçalarını sürükleyip getirmesi nedeniyle Akçay ismi verildiği düşünülmektedir. Bugün Akçay Kuzey Ege’nin en önemli tatil yörelerinden birisi olarak hizmet etmektedir. Akçay’ın yerleşik nüfusu 20 bin civarında olup yazın bu sayı 100-150 bine yaklaşmaktadır.





Akçakoca

23/8/2008

Akçakoca  denizi, kumsalı, doğal güzellikleri ve pırıl pırıl tane tane kumuyla, yeşil ve mavinin iç içe geçtiği, zengin tarihi mekanları ve doğal güzellikleri ile yalancı bir cennet gibidir…Akçakoca Düzce ilimize bağlıdır ve yüz ölçümü 463 kilometrekare dir.
Akçakoca Karadeniz kıyı şeridinde 35km uzunluğunda, geniş ve uzun kumsalları ile doğal bir plaj halindedir. Akçakoca özellikle 1950 li yıllardan sonra Türkiye turizminde önemli merkezlerden biri haline gelmiştir, Akçakoca nın büyük kentlerden ulaşım kolaylığı, doğal güzellikleri, uzun ve tertemiz kumsalları ile halen turizmde önemli bir yerdir. Akçakoca denizi ve kumsalları kadar bitki örtüsü bakımından da bozulmamış ve ziyaretçi çeken önemli bir merkezdir, bölgedeki kayın, kestane, ıhlamur, çınar, meşe ağaçlarından oluşan bitki örtüsü tatilcilere doyumsuz bir seyir zevki verir.
Akçakoca tarihi dokusu bakımındanda son derece önemli merkezlerimizden biridir, Akçakocanın tarihi bakımından kesin bilgi ve belgeler bulunmamasına rağmen bölgede yapılan kazılarda Akçakoca nın M.Ö. 1220 yıllarına kadar kalıntılar bulunmaktadır. Roma ve Bizans dönemlerinde ise Akçakoca nın adı Diapolis olarak geçmektedir.
Batı Karadeniz’in önemli turizm merkezlerinden biri alan Akçakoca; İstanbul, Ankara, Bursa, Kocaeli gibi metropollere 2.5 – 3 saat uzaklıkta olup otoyolla çok kolay bir ulaşıma sahipdir.
Hangi yönden gelinirse gelinsin D.100 otoyolunun Düzce ili tırnikelerinde çıkış yapılarak Akçakoca yoluna girilir. 35 km.lik şehirlerarası yolu yeşillikler içinde katedererk Akçakoca’ya varılır. Akçakoca’ya İstanbul ve Ankara’dan düzenli olarak otobüs seferleri vardır.

Birleşik Krallık'da yaklaşık olarak 1834'den bu yana uygulanmakta olan genel tatil günlerine Bank Holiday adı verilir. Bu ismin verilmesnin sebebi bu günlerde bankaların dahi tatil olmasıdır. İngiltere ve Galler'de 6 bank holiday ve bunların dışında iki ayrı genel resmi tatil bulunur.

"Bank Holiday" Günleri:

New Year's Day,
Easter Monday (Mart veya Nisan ayı içinde),
May Day (Genel olarak 1 Mayıs günü),
Spring Holiday (Mayıs ayının sonundadır)
Late Summer Holiday (Agustos ayının sonundadır)
Boxing Day (26 Aralık veya en yakın pazartesi)

Genel Ulusal Tatil Günleri:
Good Friday (Easter Monday'den iki gün önce)
Christmas Day (25 Aralık )

Ağva

5/8/2008


Doğa kusursuz, hava temiz, balıklar leziz... Üstelik ulaşımı artık daha kolay. İstanbul'un yanıbaşındaki Ağva, ailece gidip huzur bulacağınız hoş sürprizlerle dolu. Bir başka doğa harikası olan Şile'nin komşusu olan Ağva'da, balığın her çeşidini nefis manzaralar eşliğinde yiyerek midenize ve gözlerinize ziyafet sunabilirsiniz.
Batı Karadeniz sahilinde yer alan Ağva sonbahardan belki de en az etkilenen yöre. Zamana, iklime meydan okuyan Karadeniz'in tipik özelliği denize dik inen kayaların anıtlaşmış olması. Yemyeşil vadilerin, sık bitki dokusunun yanı sıra fındık ve yaprağını dökmeyen ağaçların da sıkça rastlandığı bölgede hüzüne yer yok. Burası yeşilin bol olduğu, sessizliği dinleyip, keyifli yemekler yiyebileceğiniz bir çeşit huzur sığınağı. Güzergahınız üzerinde ise tekrar tekrar gelmeyi gerektirecek keyif ve tad alacağınız güzellikler, sürprizler ve pastoral lezzetler var. İstanbul'dan yola çıktığınız Şile'de balıkçı barınağına bakarak bölgeye hakim yamaçtaki kafelerin birinde demli bir çay molası verdiniz veya gemicilerin dostu Şile Feneri eteğinde yer alan "Kavala Parkı" banklarında oturdunuz... Daha sonra sahil yoluna devamla Kandıra yönüne Akçakese, Kabakoz gibi köyleri geçip Ağva'ya ulaştınız.

Alüvyonlar üzerinde
Ağva İzmit'in Çal Tepesi'nden doğup gelen Göksu ve Yeşilçay dereleri arasındaki deltaya, alüvyonlar üzerine kurulmuş. Eski zamanlarda Ceneviz ve Venedikliler'in kolonisi olan yerleşim bölgesi, 50 metre eninde 2.5 kilometre uzunluğunda kumsala sahip. Haziran sonunda başlayıp ekim ayı sonuna dek süren deniz sezonunun yanı sıra Ağva, yıl boyunca gidilebilecek bir tatil yöresi. Köye girişte ilk dikkatinizi çeken, balıkçı teknelerinin çokluğu ve kıyı şeridi boyunca bir sonraki güne ağlarını onararak hazırlık yapan balıkçılar. Nostaljik bir balıkçı köyüne girdiğinizi çok geçmeden anlıyor ve kendinize yemek yiyecek bir bahçe, denize yakın veya çayların üzerine kurulu lokantalardan birini seçiyorsunuz. Kimene, Liman, Tahir, Merkez ve diğerleri... Hepsi de birbirinden cazip su üstü terasları, sahil masaları ile donatılmış. Ocaklardan gelen kokular ise iç açıcı, iştah kabartıcı. Balıkların geçiş yollarına, kayalıklara bırakılan ağlardan veya Trol'den çıkıp buz şokuna girmeden tüketilen balıklar
mönülerin ilk sıralarında yer alıyor. Gerek ağ gerek Trol balıkçılığında mevsim itibariyle palamut ve lüfer şimdilerde en bol çeşitler. Mevsimin yaz ayları boyunca gösterdiği değişkenlik nedeniyle dibe kaçan palamut ve arkasından gelen lüferin boğaza girmekte biraz geciktiğini balık akınının ekime, kasıma sarktığını belirtilen balıkçılar, ağlardan Kalkan balığının da çıkmaya başladığını söylüyorlar. Dere kenarında oturup karın doyurmak aynaya bakarak yemek yemek gibi birşey... Ne tarafa aktığı belli olmayan durgun suyun yüzeyini arasıra geçen teknelerin çıkardığı dalgalar bozse da, çokgeçmeden su yüzeyindeki yansıma içinde Sazan Turna, Kefal gibi balıkların geçişini görebiliyorsunuz. Yemek sonrası kalan birkaç lokmayı suya attığınızda tatlısu balıkları varlıklarını daha da iyi belli ediyorlar. Kıvrık boyunlu tepeli gri balıkçıl kuşlarının da zaman zaman ziyaret ettiği derede kiralık sandalla geziye çıkmak bir başka keyif. Kah su kaplumbağalarının, kah kurbağaların suya dalışları arasında kürek sesi dinleyerek alacağınız yol süresince dinlendiğinizi çok belirgin şekilde hissedeceksiniz.

Göksu Deresi üzerinde hizmet veren konaklama tesisleri ve restaurantlardan kiralanan tekne, kano ve deniz bisikletleriyle ziyaretçiler tatil günlerini değerlendiriyorlar.